Doğaya baktığımızda bu yavaşlığın ve sabrın muazzam dengesini görürüz. Hiçbir ağaç bir gecede büyümez, hiçbir nehir hedefine ulaşmak için çılgınca acele etmez. Doğa, kendi kusursuz ritmi içinde, her şeyi tam zamanında ve büyük bir sükunetle gerçekleştirir. Beton binaların arasından sıyrılıp kendimizi bir ormanın sessizliğine veya bir deniz kenarına bıraktığımızda hissettiğimiz o ani rahatlama duygusu, aslında zihnimizin doğanın bu orijinal ritmini hatırlamasından kaynaklanır. Toprağa basmak, rüzgarın yapraklar arasındaki fısıltısını dinlemek ya da sadece gökyüzündeki bulutların ağır ağır süzülüşünü izlemek, ruhumuza bir nevi fabrika ayarı çeker. Gün içinde kendimize tanıyacağımız beş dakikalık bir durma ve sadece nefes alma anı bile, bizi çevreleyen o kaotik hız dalgasına karşı güçlü bir kalkan oluşturabilir. Hayatı hızlı yaşamak onu daha dolu yaşamak demek değildir; bazen en güzel manzaralar, sadece durup bakacak kadar yavaşlayanların gözüne ilişir.
Not: Bu metin, blog sayfanızın tasarımı ve metin yerleşimi test edilebilsin diye yer tutucu (placeholder) içerik olarak hazırlanmıştır.
Yorumlar